İMAM HATİPLER VE İMAM HATİPLİLER MESELESİ

İmam Hatip Okulları Ne Zaman ve Ne Amaçla Kuruldu?

Bismillahirrahmanirrahim.

Değerli Okuyucularım, İmam-Hatip ve İmam-Hatipliler meselesi ülkemizde dönem – dönem gündeme getirilir ve bu hususlarda doğru bilgilere sahip olan veya olmayan kişiler ve kuruluşlar ileri – geri laflar eder, medya organlarında tartışmalar olur, genellikle de toplumu doğru bir şekilde aydınlatıcı sonuçlar çıkmaz ve olay bir kör dövüşüne döner gider.

Peki Neden?

Çünkü, yapılan bu konuşma ve tartışmalarda fikir beyan edenler hep taraftılar. Yani bir tarafı temsil ediyorlardı. Böyle olunca da kişiler olaya ve olaylara tarafsız bakma becerisini gösteremez, dolayısıyla sadece tarafının sözcülüğünü veya bağlı olduğu yerlerden aldığı görevleri ifa ederler.

Bir taraf İmam-Hatiplerin ne kadar gerekli ve ihtiyaç olduğunu anlatırken, diğer taraf gereksiz olduğunu İmam-Hatiplerin bu ülkeye yakışmadığını, ağır yük olduğunu ve tüm geri kalmışlığımızın sebebi olduğunu göstermeye çalıştılar. 

Halbuki olaylara mümkün olduğu kadar tarafsız bir gözle bakabilsek ve tarihi gelişmeleri göz önünde bulundurarak değerlendirmeler yapabilsek daha doğru sonuçlara ulaşabiliriz.

Bizde bu yazımızda İmam – Hatip ve İmam – Hatipliler meselesine mümkün olduğu kadar tarafsız bakmaya çalışarak bu konuların doğru anlaşılmasına bir nebze de olsa katkı sunmak istiyoruz.

İmam – Hatiplere Olan İhtiyaç

Başta şunu belirtmek gerekir ki, ülkemizde İmam-Hatipler zorunlu ihtiyaçlardan doğmuş, halkımızın yoğun teveccühüyle de gelişmiştir. Çünkü, din (İslam Dini) ve o dinin doğru öğrenilmesi ve öğretilmesi bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacın farkında olan duyarlı insanlarımızın gayret ve çalışmalarıyla konu Devletimizin yetkili kurumlarına taşınmış ve buralarda alınan kararlarla günümüze kadar geliştirilerek getirilmiştir.

İmam – Hatiplerin Tarihsel Süreci

İmam-Hatiplerin tarihsel gelişim sürecine önyargısız bir gözle bakabilirsek konuyu daha iyi anlayabiliriz. Bu tarihsel süreci fazla uzatmadan ve gereksiz polemiklere girmeden dikkatlerinize sunmak istiyorum.

  • İmam-Hatipler, Osmanlı Devlet-i Al-i’ sinin son dönemlerinde 1913 yılında açılan ‘Medresetü’l-Eimme ve’l-Hutabâ’ adlı okulda yetiştirilmeye başlanmış,
  • 1924 de Medreseler kapatılınca yine aynı yıl açılan ve ilkokulun devamında 4 yıl olan İmam Hatip Mekteplerinde (ki, sayıları toplam 29 dur) yetiştirilmeye devam edilmiş,
  • Bu mekteplerde yeterli eğitimin ve mezunlarına atanma güvencesi verilememesi gibi sebeplerden dolayı halkın teveccühü azalınca, bu okullar öğrenci yokluğundan dolayı 1930 yılında kapatılmış ve 1948 e kadar bir daha açılamamış, bu süre zarfında Din Görevliliği vazifelerini Diyanet İşleri Başkanlığı kontrolünde açılan Kur’an Kurslarından mezun olanlar veya Fahri Hocalarımız gönüllülük esasına göre veya cemaatin durumuna göre yıllık ücretlerle (Allah onlardan razı olsun) yürütmeye çalışmışlardır.
  • 1948 yılına gelindiğinde bu kurslardan mezun olanların nitelik ve nicelik açısından yetersizlikleri görülmüş, gerek bazı milletvekilleri gerekse Diyanet İşleri Başkanlığının hazırlamış olduğu raporlar doğrultusunda yeni arayışlara girişilmiştir.  Öyle ki, bu raporlarda Ülkemizin bazı yerleşim yerlerinde hiç Din Görevlisi bulunmadığı, bazı köylerde ölen kişilerin cenazelerinin 2-3 gün bekletildiği ve ancak defnedilebildiği tespitinde bulunulmuştur.
  •  Görülen lüzum ve artan İmam-Hatip ihtiyacına göre 15 Ocak 1949 tarihinde İstanbul ve Ankara’ da olmak üzere 2 adet 10 ay süreli İmam Hatip Kursu adıyla kurslar açılmış, daha sonra sayıları 10 a çıkmış, askerliğini yapmış ortaokul mezunlarının kabul edildiği bu kurslar daha sonra 2 yıla çıkarılmış ve 1958 e kadar devam etmiştir.
  • 1950 yılındaki iktidar değişikliğinden sonra, İmam-Hatip ihtiyacı daha rahat dile getirilir olmuş ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 4 yılı ortaokul 3 yılı lise olmak üzere İmam hatip Okulları açılmaya başlamıştır. İlk başta 7 ilde açılan bu okulların sayısı 1968 yılında 84 e yükselmiştir.
  • 1972 yılına gelindiğinde ise bir yönetmenlik değişikliği ile İmam Hatip Okullarının ortaokul kısımları kapatıldı ve lise kısımları 4 yıllık bir meslek okuluna dönüştürüldü ve yükseköğretim kurumlarına girme hakları kaldırıldı (yani bazı hakları ellerinden alındı).
  •  1973 yılında ise bu okulların adı İmam Hatip Lisesi oldu ve sadece Üniversitelerin Edebiyat kollarına  girişlerine izin verildi.
  • 1974 yılında kurulan CHP-MSP koalisyon hükümeti döneminde İmam Hatip Liselerinin ortaokulları yeniden açıldı ve yeni İmam Hatip Liseleri açılmaya başlandı.
  • 1975 yılında ise İmam Hatip Lisesi mezunları diğer lise mezunlarıyla denk kabul edilerek Üniversitelerin kendi alanlarıyla ilgili bölümlerine direk girme hakkı tanındı.
  • 1976 yılında kızını İmam Hatip lisesine kaydettirmek isteyen bir babanın hukuk mücadelesi sonucu o güne kadar sadece erkek öğrencilerin alındığı bu okullara Danıştay kararıyla kız öğrenci alınmaya başlandı.
  • 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra 1985 yılına kadar yeni İmam Hatip Lisesi açılmadı ancak aynı yönetim tarafından İmam Hatip Lisesi mezunlarının tüm üniversitelere girebilme hakkı tanındı.
  • 1985 yılında İstanbul Beykoz’ da ilk Anadolu İmam Hatip Lisesi açıldı. Daha sonra bu okul Kartala taşındı, en başarılı öğrencileri yetiştirdi ve birçok birincilikler kazandı. Daha sonra bu okulların sayısı ve başarıları giderek arttı. Üniversitelere girme oranı % 75 lere yükseldi ve bu başarılar birilerini rahatsız etmeye başladı.
  • 28 Şubat 1997 de yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısında, Ülkemizde yükselen irticai faaliyetler gerekçe gösterilerek bazı kararlar alındı ve böylece 28 Şubat Süreci başlamış oldu. İmam Hatip Liselerine en büyük darbeyi bu süreç vurmuştur. Bu süreçte alınan 2 karar bu okulları olumsuz etkilemiştir. Bunlardan birincisi, 8 yıllık temel eğitime geçildiği için bu okulların orta kısımları kapatılmış, ikincisi ise, Üniversitelere girişte İmam Hatip Lisesi mezunlarının katsayı oranları düşürüldüğü için kendi alanlarının dışında ki bölümlere girişleri engellenmiştir. %75 ler deki başarı % 25 lere kadar gerilemiştir.  Bu ikinci karar sadece İmam Hatip Liselerini etkilememiş, tüm Meslek Liselerini olumsuz etkilemiş, İmam Hatip Liselerine olan yanlış bakış açısı yüzünden binlerce Meslek Lisesi öğrencisi de mağdur edilmiştir. Bu günahta o dönemin karar alıcılarına yeterde artar bile.
  • Bu katsayı adaletsizliği,  2009 yılında giderilmeye çalışılmış ancak Danıştay iptal etmiş, 2011 yılında farklı bir yolla biraz düzeltilmiş ve 2011 yılında ise tamamen kaldırılmıştır.
  • 2012 yılında 4+4+4 eğitim modeline geçildiğinden daha önce kapatılan İmam Hatip Ortaokulları tekrar açılmış ve İmam Hatip Okulları ilkokuldan sonra 4 yıl ortaokul 4 yılda lise olmak üzere bugünkü hüviyetine kavuşmuştur.    

Bu tarihsel süreci neden verdik?

İmam Hatip Okulları ile alakalı bu tarihsel süreci kısaca verdik ki, hem konu daha iyi anlaşılsın hem de bu güne kadar İmam Hatipler hakkında kimler neler düşünmüş ve hangi kararları almışlar bilinsin istedik. Bu tarihsel süreçten de anlaşılmaktadır ki, Ülkemizde Eğitim ve Öğretim alanında en fazla değişikliğe ve mağduriyetlere uğrayan kurum İmam Hatip Okulları ve onun öğrencileridir.

Peki Neden?

Bu konu ile alakalı birçok neden sayılabilir. Bunlardan bazıları şunlardır;

  • Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden beri, bazı kişi ve çevrelerin bu okullara ve mezunlarına maalesef düşmanca bakış açısı değişmemiştir,
  • Bu okul mezunlarının sadece İmam ve Hatip (kendi tabirlerince ölü yıkayıcı) olmaları istenmiş, dindar bir neslin yetişmesi ve bu yetişen neslin döndürdükleri tekerlerine çomak sokmaları istenmemiştir,
  • Bu okul mezunlarının iyi üniversiteleri kazanmaları, başarılı bir şekilde mezun olup yönetici kademelerine gelmeleri hep kıskanılmış ve çeşitli entrikalarla önleri kesilmeye çalışılmıştır.

Bu ve benzeri sebeplerden dolayıdır ki, Ülkemizde ne zaman dindar camiada bir problem olsa (veya ısmarlama problemler çıkarılsa, Müslüm Gündüz, Fadime Şahin ve Ali Kalkancı olayları gibi) malum kesimlerin hemen İmam Hatiplere ve İmam Hatiplilere saldırma iştihası kabarmış ve zehirlerini kusmak için fırsat bilmişlerdir.

İmam Hatiplilerin hataları olmamış mıdır?  

Elbette olmuştur. Çünkü İmam Hatiplilerde insandır. Peygamber değillerdir. Bilerek veya bilmeyerek bazı hataları olmuş olabilir. Ancak bu hataların topluma yansıtılışı ve medyaya servis ediliş şekilleri maksatlıdır. Bazı haberler kökten yalan-yanlış ve kötü niyetlidir. Mesele, yıllar önce İzmir’de bir Müftünün keçisi çalınır ve bu konu Müftü keçi çaldı diye haberleştirilir.

Sözün özü

Değerli okuyucularım, şu konu kesinlikle unutulmamalıdır ki, İmam Hatipler ülkemizin vazgeçilemez bir gerçeğidir ve ihtiyacıdır. Bize düşen bu kurumları nitelik (içerik ve kalite) açısından daha da geliştirmek, kaliteli insanlar yetiştirmelerine yardımcı olmak ve bu kaliteli insanların topluma da kaliteli hizmetler sunabilmesinin önünü açabilmektir.

İmam Hatiplerle ve İmam Hatiplilerle uzaktan yakından alakası olmayan kişi ve kurumların (bazı tarikat, cemaat, vakıf ve dernekler gibi…) hata ve günahları bu insanlara yüklenmemelidir. Suçlu varsa cezasını çekmeli ve hatasının bedelini ödemelidir. Ama bu koskoca bir camiaya maledilmemeli ve bu insanlar günah keçisi haline getirilmemelidir.

Bununla beraber İmam Hatipliler, olur – olmaz yerlerde ve olur-olmaz kişilerle bu konularla alakalı gereksiz tartışmalara girmemeli, işlerine bakmalı, karşı tarafın kıskançlık damarını harekete geçirecek girişimlerde bulunmamalıdırlar.

Merhum Ziya Paşanın dediği gibi;

Ayinesi İştir Kişinin Lafa Bakılmaz,

Şahsın Görünür Rütbe-i Aklı Eserinde.

Eğer samimi Müslümanlarsanız, doğduğunuzda kulağınıza ezan okuyacak, askere giderken uğurlama duanızı yapacak, evleniyorsanız nikah duanızı yapacak ve öldüğünüzde cenazenizi yıkayıp defin edilmesine öncülük edecek Din Görevlilerine ihtiyacınız olacaktır. Bu ihtiyacınızı karşılamak içinde İmam Hatiplere ihtiyacınız olacaktır. Onun içindir ki bindiğimiz dalı kesmeye gerek yoktur. Birilerinin gazına gelerek bu kurumlara zarar vermeye çalışmak bize hiçbir şey kazandırmaz. Tarihsel süreçte göstermiştir ki, bu kurumlara zarar vermek için çalışanların çoğu bugün toprak altındadır. Ama bütün eksikliklerine rağmen bu kurumlar dimdik ayaktadır ve olmaya da devam edecektir inşallah.

Bu vesileyle, bu güne kadar İmam-Hatiplerin kuruluşunda, gelişmesinde ve bu günlere kadar gelmesinde maddi-manevi emeği, gayreti ve katkısı olan herkese teşekkür ediyor ve Allah cc. kendilerinden razı olsun diyerek yazımı noktalıyorum.

ALLAH’A (CC) EMANET OLUNUZ…    

Not; Bu yazı hazırlanırken Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi İmam Hatip Okulları maddesinden istifade edilmiştir.

You may also like...

2 Responses

  1. İdris dedi ki:

    Hocam yazınızı okudum. Diğer yazılarınızda olduğu gibi sade bir dille konuyu anlamışsınız. Kalemine sağlık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir