EHL-İ BEYT

Yazar, Abdurrahim hoca.

Ehl-i Beyt nedir? Ne gibi hatıraları vardır?

Medine sokaklarında Peygamber Mescidi’nin yanık sesli müezzini Bilal’in okuduğu ezan, yatsı namazına davet ediyor ve sahabeler mescidi dolduruyordu. Namaz kılındıktan sonra Efendimiz (sav) mescide bitişik tek gözlü odadan ibaret olan kızı Hz. Fatıma’nın evine gitti. O gece kızının zifaf gecesiydi. Küçük yaşta annesini kaybetmiş, yokluk içinde büyümüş, acılar çekmişti Hz. Fatıma. O’nu teselli eden tek şey babası, Kainat’ın iftihar tablosundan gördüğü sevgi ve şefkatti.

Evin kapısının önünde durup seslendi. Fatıma (ra) ya düğün gecesinde yardımcı olması için gelen Ümmü Eymen Bereke karşıladı. Efendimiz’in annemden sonraki annem dediği bu güzide kadın şimdi de Fatıma’ya yardım için buradaydı. Hoş geldin Ya Rasulallah diyerek buyur etti içeri. Efendimiz içeri girince sağına kızı Fatıma’yı, soluna da damadı Ali (ra) yi oturttu. Bir ibrik su istedi, getirdiler. Bu suya Nas, Felak sureleri ve bir takım dualar okuduktan sonra bu sudan için ve bununla abdest alın tavsiyesinde bulunduktan sonra, ‘’Allah’ım Fatıma ve neslini şeytanın şerrinden korumanı diliyorum, Allah’ım onlar benden ben onlardanım, onlara hayırlı evlatlar nasip eyle’’ diye dua etti ve kızının evinden ayrıldı.

Duası kabul olmuştu peygamber Efendimiz (sav ) in.

Cenab-ı Hak, on bir ay arayla iki erkek evlat ihsan etti Peygamber kızı ve damadı’na. Sevgili dedeleri büyüğüne Hasan, küçüğüne Hüseyin adını verdi. Halbuki babaları Hz.Ali (r a ) büyüğüne Harb, küçüğüne ise Hamza veya Cafer adını vermeyi düşünüyordu. Allah Rasulü (s a v ) ‘’Allah’ın kararı her şeyden üstündür. Cebrail bana gelip, torunlarıma bu isimleri koymamı emir buyurdu’’ demişti.

Hasan ve Hüseyin iyilik, güzellik demekti.

Nübüvvet feyiz ve bereketinin denizi Fatıma (ra) ve velayet ve yüceliğinin, ilim ve irfanın ummanı olan Hz. Ali (ra) den dünyaya gelen çocuklara bu isimler nede güzel yakışan, göklerden gelen ne de güzel bir karardı.

O yüzden Efendimiz (s a v ) torunları için ’’Hasan ve Hüseyin benim dünyada kokladığım iki reyhandır’’ diyerek onları sevip koklayacaktı.

Cennet kokulu ev;

Hz. Ali (ra) farklı işlerde çalışarak evinin iaşesini temin ederdi. Evleri çok dar ama gönülleri ummanlar kadar genişti. Huzurlu ve mutluydular. Ne atlastan sırmalı yorganları, ne de yünden döşekleri vardı. Evlerinin bütün eşyası yıpranmış bir kilim, bir koç postu, hurma lifleriyle doldurulmuş iki – üç yer minderi. Hasan ve Hüseyin’in narin tenleri incinmesin diye onları minderde yatırıp kendileri hasırda yatarlardı. Hz. Fatıma bu duruma dayanamayıp bir gün babasından dünyalık adına bir şeyler istemeye gitti. Babacığım biliyorsun ‘’üzerinde oturup yattığımız tek bir postumuz var’’ dedi ama gerisini getiremedi. Çünkü babasının bedeninde de hasır izleri vardı. Ama sevgili babası derdini anlamıştı kızının.

‘’Canım Fatıma’m sabretmelisin. İmran oğlu Musa’da eşiyle yirmi yıl döşeksiz uyudu. Üstünde yattıkları pamuktan bir abaydı.’’ Biz Peygamberler dünyaya niçin önem vermeyiz, evlatlarımız da bize benzer bir dünya hayatı yaşasın diye’’ dersini vermişti. Fatıma bu cevaba üzülmedi aksine kalkıp babasının elini öpüp oradan ayrıldı.

Bu sözleriyle Efendimiz (s a v ) evlatları ve torunlarına, saltanat, şatafat ve dünya zenginliğinden uzak durmalarını en büyük miras olarak bırakıyordu.

Nübüvvet mektebinin talebesi olmaktan daha büyük makam ve mevki olur muydu. Onlar bu mektebin has talebeleriydi.

İşte Peygamber terbiyesiyle yaşanılan bu ev, dünya reyhanlarıyla Cennet kokulu ev halini alıyordu.

Çocuk terbiyesinde rol model Allah Rasulu (s a v ):

Abdullah bin Abbas (r a ) anlatıyor. Bir gün Allah Resulü (s a v ) ile dolaşıyorduk, Hasan ve Hüseyin’i arkadaşlarıyla oynarken gördük. Onları bir müddet izledikten sonra;’’ evlatlarımı yanıma getirin. İbrahim Peygamber’in evlatları İsmail ve İshak’ı koruması için Allah’a yalvardığı gibi bende onlara dua edeceğim’’ dedi ve ‘’Rabbim sizi şeytanın şerrinden korusun ‘’ diye onlara dua etti.

Bu davranışıyla Peygamber Efendimiz (sav) etrafına ve bizlere çocukların kulakları hep Allah’ ın adını duymalı, güzel sözler işitmeli dersini veriyordu adeta. ’’Ey Müslümanlar! Siz de çocuklarınızı Allah için sevin, kucaklayıp öpün onlara hayır duaları edin’’ diye dua etmemize rol model oluyordu.

Bazı sırlar sonradan anlaşılacaktı.

Bir bayram sabahı adeti olduğu gibi sevgili dedeleri torunlarını Mescide götürmüştü. Namazdan sonra Mescidin bahçesinde toplanan çocuklar üzerlerindeki bayramlık elbiselerle çok şen görünüyorlardı. Ama Peygamber torunlarının, dünyanın reyhanlarının üzerlerinde eski elbiseler vardı. Hz. Hasan üzgün bir şekilde ‘’ bizim neden yeni elbisemiz yok dede diye sorduğunda, gözleri dolan ve üzülen Peygamber dedelerine Cebrail (as) iki beyaz elbise getirmiş ve Efendimiz (sav) in hüznünü gidermişti. Bu seferde; ama çocukların giysileri rengarenk bizimkiler neden beyaz diye nazlanan Hz. Hüseyin olmuştu. Cebrail (a.s) Ey Allah’ ın Resulu (sav) elbiselerin üzerine biraz su serpin çocukların istediği renge dönüşsün dedi, su serpilince biri yeşil diğeri kırmızı renge dönüştü. Dedeleri yeşil renkli elbiseyi Hz. Hasan’ a, kırmızı renkli elbiseyi de Hz. Hüseyin ’e giydirdi. Böylece çocuklar mutlu oldu.

Neden Hz. Hasan’a yeşil renkli elbise, Hz. Hüseyin’e kırmızı renkli elbise bunun sırrı da sonradan anlaşılacaktı.

Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin güreşirlerken….

Kader, onları manevi bir vazife için hazırlıyordu. Sadece anne babası ve sevgili dedeleri onları koruyup kollamıyordu.

Bir gün Efendimiz (s a v ) in huzurunda güreş tutuyorlardı. Efendimiz onları keyifle seyrediyordu, bir ara ‘’ Haydi Hasan göreyim seni, ha gayret yakala Hüseyin’i ‘’ dedi. Görünürde Hüseyin’i kayırmalıydı, çünkü küçük olan Hüseyin’di. Hz Ali (r a ) hikmetini anlamak için sordu; ‘’Ey Allah’ın Resulü! Büyük olan Hasan. Sizin Hüseyin’i kayırmanız gerekmez mi?

Bu soru üzerine Efendimiz (s a v )

‘’Baksana Ali’’ dedi, ’’Cebrail’de Hüseyin’e ha gayret Hüseyin göreyim seni diyor’’ diye gülümseyerek cevap veriyor du. Peygamber torunlarının oyunlarını melekler seyre gelmişti.

Benim neslim Ali’nin soyundan gelecek!

Bir gün Hz. Abbas merak edip sordu. ’’Ey Allah’ ın Resulü Ali’ yi çok mu seviyorsun?

Efendimiz (sav); Amca! dedi.’’ Allah, her Peygamberin zürriyetini kendi neslinden devam ettirmiştir. Benim neslim Ali’ nin soyundan gelecektir. Ali’ yi çok sevmemin nedeni budur.

Torunlara bırakılan miras!…

Hz. Fatıma bir gün yanında duran çocuklarını göstererek, ‘’Ey Allah’ın Resulü..’’ dedi, ‘’ Hasan ve Hüseyin evlatlarındır. Onlara ne miras bırakıyorsun diye sordu. Peygamber Efendimiz (s a v ) ‘’ Hasan’a heybetimi ve izzetli halimi , Hüseyin’e ise cömertlik ve cesaretimi miras olarak bırakıyorum ‘’ buyurdu. Bırakılan miraslar dünyanın en büyük hazinelerinden daha kıymetliydi.

Efendimiz (s a v) Ruh ufkuna yürümeden önce ‘’Allah’ım Ehl-i Beyt’im, Allah’ım Ehl-i Beyt’im, ben onları inananlara tek tek emanet ediyorum’’ dedi ve bu duayı üç kez tekrar etti.

Efendimiz ( s a v ) Hz.Fatıma validemize ‘’Al-i Beyt’im içinde bana herkesten önce sen kavuşacaksın ey kızım’’ diyerek dünyada ki takdir edilen ömrünü tamamlamış oldu.

Değerli okucularım!

Bir sonraki yazımda Kerbela ve matem konusunu işlemeye devam edeceğim inşaalah.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir